Ekonomik istikrarsızlık, modern devletlerin karşı karşıya olduğu en karmaşık ve yıkıcı sorunlardan biri olarak kabul edilmektedir. Türkiye özelinde bu sorun, özellikle 2000’li yılların ortalarından itibaren yapısal bir nitelik kazanmış ve yalnızca makroekonomik göstergeleri değil, aynı zamanda toplumsal, kurumsal ve siyasal alanların tamamını derinden etkileyen bir “çarpan etkisi” yaratmıştır. Bu çalışma, ekonomik sorunların çarpan etkisi kavramını akademik bir çerçevede ele almakta, Türkiye ekonomisindeki istikrarsızlığın kaynaklarını ve bu istikrarsızlığın toplumun farklı katmanlarına yayılma mekanizmalarını analiz etmektedir.
1. Kuramsal Çerçeve: Ekonomik İstikrarsızlık ve Çarpan Etkisi
1.1 Ekonomik İstikrarsızlığın Tanımı ve Türleri
Ekonomik istikrarsızlık, bir ekonominin temel büyüklüklerinde (fiyatlar genel düzeyi, istihdam, üretim, döviz kurları, faiz oranları) öngörülemeyen ve kontrol edilemeyen dalgalanmaların varlığı olarak tanımlanabilir. Bu dalgalanmalar dört temel kategoride incelenebilir:
a) Fiyat İstikrarsızlığı (Enflasyon): Mal ve hizmet fiyatlarındaki sürekli ve kontrolsüz artış olarak tanımlanan enflasyon, ekonomik istikrarsızlığın en yaygın ve en yıkıcı türüdür. Türkiye, tarihsel olarak yüksek ve oynak enflasyon oranlarıyla mücadele eden bir ekonomi olarak literatürde sıklıkla incelenmektedir.
b) Kurumsal İstikrarsızlık: Para politikalarının öngörülebilirliği ve merkez bankasının bağımsızlığı gibi kurumsal faktörlerin belirsizliği, ekonomik aktörlerin uzun vadeli karar alma mekanizmalarını doğrudan etkilemektedir.
c) Finansal İstikrarsızlık: Bankacılık sistemindeki kırılganlıklar, kredi piyasalarındaki dalgalanmalar ve sermaye akımlarındaki ani değişimler finansal istikrarsızlığın temel belirleyicileridir.
d) Dışsal İstikrarsızlık: Döviz kurlarındaki aşırı oynaklık, cari açık sorunları ve dış borç yükü, dışa açık ekonomilerde istikrarsızlığın önemli kaynaklarıdır.
1.2 Çarpan Etkisi Kavramının Ekonomik Analizdeki Yeri
Çarpan etkisi (multiplier effect), iktisat literatüründe temel olarak Keynesyen geleneğe dayanan bir kavramdır. Orijinal bağlamında, otonom bir harcama artışının toplam gelirde yarattığı oransal artışı ifade eder. Ancak bu çalışmada “çarpan etkisi” kavramı, ekonomik sorunların başlangıçtaki bir şokun ötesine geçerek, toplumsal ve kurumsal alanlarda nasıl katlanarak yayıldığını tanımlamak için kullanılmaktadır.
Bu bağlamda “ekonomik sorunların çarpan etkisi” şu şekilde tanımlanabilir: Bir ekonomide ortaya çıkan temel bir istikrarsızlık türünün (örneğin enflasyon), önce diğer ekonomik değişkenlere (faiz, kur, istihdam), ardından toplumsal (gelir dağılımı, göç, suç), kurumsal (yargı, eğitim, sağlık) ve siyasal (yönetişim kalitesi, dış politika) alanlara doğru katlanarak yayılması süreci.
2. Türkiye Ekonomisinde İstikrarsızlığın Yapısal Kaynakları
2.1 Para Çarpanının İstikrarsızlığı: Ampirik Bulgular
Volkan, Saatcioğlu ve Korap (2006) tarafından yapılan kapsamlı bir araştırma, Türkiye ekonomisinde para çarpanı sürecinin istikrarlı olup olmadığını ve tahmin edilebilirliğini incelemiştir. Araştırmanın temel bulguları şunlardır:
İstikrarsız Çarpan Süreci: Türkiye’de para tabanını nihai parasal büyüklüklere dönüştüren süreçlerin istikrarsız olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, Merkez Bankası’nın para politikalarının etkinliğini doğrudan azaltmaktadır.
Parasal Aktarım Mekanizmasında Kırılma: Para çarpanının alt bileşenleri, istikrarlı bir para çarpanı sürecini desteklememektedir. Bu bulgu, geleneksel parasalcı (monetarist) reçetelerin Türkiye ekonomisi için uygun olmadığını göstermektedir.
Politika Etkinsizliği: İstikrarsız para çarpanı, para politikasının öngörülebilirliğini azaltmakta ve ekonomik aktörlerin beklentilerini rasyonel bir zeminde oluşturmasını engellemektedir.
2.2 Yapısal Kırılganlıklar ve Kronik Enflasyon Eğilimi
Türkiye ekonomisindeki istikrarsızlığın derinleşmesinde rol oynayan yapısal faktörler şunlardır:
a) Tasarruf Açığı ve Yatırım- Tasarruf Dengesizliği: Düşük yurtiçi tasarruf oranları, yatırımların dış kaynaklarla finanse edilmesini zorunlu kılmakta, bu durum cari açık sorununu kronikleştirmektedir.
b) Enerji Bağımlılığı: Petrol ve doğalgazda dışa yüksek bağımlılık, enerji fiyatlarındaki dışsal şokların ekonomiye doğrudan ve hızlı bir şekilde yansımasına neden olmaktadır.
c) Kur Geçişkenliği (Exchange Rate Pass-Through): Döviz kurlarındaki değişimlerin yurtiçi fiyatlara yansıma katsayısı, gelişmiş ekonomilere kıyasla Türkiye’de oldukça yüksektir. Bu durum, kur şoklarının enflasyon üzerindeki baskısını artırmaktadır.
d) Kurumsal Zayıflıklar: Merkez bankası bağımsızlığı, mali disiplin ve düzenleyici kurumların etkinliği gibi kurumsal kalite göstergelerindeki zayıflıklar, ekonomik istikrarsızlığın kronikleşmesine katkıda bulunmaktadır.
3. Ekonomik Sorunların Çarpan Etkisinin Aktarım Mekanizmaları
3.1 Birincil Aktarım: Ekonomik Değişkenler Arası Yayılım
3.1.1 Enflasyon-Faiz Sarmalı
Enflasyonist bir şokun ilk ve en doğrudan etkisi faiz oranları üzerinde görülür. Fisher denkleminin öngördüğü gibi, nominal faiz oranları beklenen enflasyon oranını yansıtacak şekilde yükselir. Bu yükseliş şu mekanizmalarla çarpan etkisi yaratır:
Yatırım Maliyetlerinin Artışı: Yüksek faiz, yatırım harcamalarının maliyetini artırarak özel sektör yatırımlarını baskılar. Bu durum, potansiyel büyüme oranını düşürür.
Kamu Borçlanma Maliyetinde Artış: Kamu kesiminin iç borçlanma maliyetleri yükselir, bu da bütçe açıklarını artırıcı bir etki yaratır.
Kredi Piyasasında Daralma: Yüksek faiz oranları, bankaların kredi arzını sınırlandırmasına ve kredi talebinin düşmesine neden olur.
3.1.2 Enflasyon-Döviz Kuru Etkileşimi
Enflasyon ile döviz kuru arasındaki karşılıklı etkileşim, ekonomik istikrarsızlığın en önemli aktarım kanallarından biridir:
Kurun Enflasyona Geçişi: Yerli paranın değer kaybı, ithal girdi maliyetlerini artırarak enflasyonist baskıyı yükseltir.
Enflasyonun Kura Geçişi: Yüksek enflasyon, yerli paranın reel olarak değerlenmesine yol açar, bu da cari işlemler dengesinde bozulma yaratır ve kur üzerinde baskı oluşturur.
3.1.3 İstihdam ve Gelir Dağılımına Etkiler
Ekonomik istikrarsızlığın en yıkıcı sonuçları, işgücü piyasaları ve gelir dağılımı alanında ortaya çıkar:
Phillips Eğrisi Bağlamında: Yüksek enflasyonun istihdam üzerindeki etkisi, kısa vadede görünürken uzun vadede geçersizleşir; ancak hiperenflasyonist süreçlerde istihdam üzerinde yıkıcı sonuçlar doğar.
Gelir Yeniden Dağılımı: Enflasyon, borçlu ve alacaklılar arasında, sabit gelirliler ile esnek gelirliler arasında, reel varlık sahipleri ile finansal varlık sahipleri arasında sistematik bir gelir transferine neden olur.
Yoksulluk Tuzağı: Yüksek ve oynak enflasyon, düşük gelirli hanelerin tasarruf yapmasını engeller, beşeri sermaye yatırımlarını (eğitim, sağlık) sınırlandırır ve nesiller arası yoksulluk aktarımını pekiştirir.
3.2 İkincil Aktarım: Toplumsal Alana Yayılım
3.2.1 Gelir Dağılımında Bozulma ve Toplumsal Tabakalaşma
Ekonomik istikrarsızlık, toplumsal yapıda derin dönüşümlere yol açar:
Gini Katsayısındaki Değişim: Enflasyonist süreçler, Gini katsayısı ile ölçülen gelir eşitsizliğini artırma eğilimindedir. Düşük gelir grupları, harcamalarının daha büyük bir kısmını zorunlu tüketim kalemlerine (gıda, barınma) ayırmak zorunda kaldıkları için enflasyondan orantısız şekilde etkilenirler.
Orta Sınıfın Erozyonu: Yüksek enflasyon, orta sınıfın birikimlerini (tasarruflar, emeklilik fonları) değer kaybına uğratarak bu sınıfın daralmasına neden olur. Orta sınıfın zayıflaması, toplumsal istikrarın temel dayanaklarından birinin kaybolması anlamına gelir.
Sermaye Birikiminde Kutuplaşma: Enflasyon, reel varlık sahipleri (gayrimenkul, altın, döviz) ile finansal varlık sahipleri (mevduat, tahvil) arasındaki farkı açar; enflasyonu öngörebilen ve varlıklarını buna göre yönlendirebilen kesim ile bunu yapamayan kesim arasında servet uçurumu derinleşir.
3.2.2 Göç Hareketleri ve Mekânsal Dönüşüm
Ekonomik istikrarsızlık, hem iç göç hem de dış göç üzerinde belirleyici bir role sahiptir:
İç Göç Mekanizması: Ekonomik fırsatların bölgesel dengesizliği, enflasyonun bölgesel farklılaşmasıyla birleştiğinde, geri kalmış bölgelerden gelişmiş bölgelere doğru yoğun bir iç göç dalgası başlar. Bu durum, metropol bölgelerde aşırı nüfuslanma, konut krizi, altyapı yetersizliği ve gecekondu sorununu derinleştirir.
Beyin Göçü (Brain Drain): Yüksek vasıflı işgücünün yurt dışına göç etme eğilimi, ekonomik istikrarsızlığın en önemli ikincil etkilerinden biridir. Bu göç türü, ülkenin uzun vadeli büyüme potansiyelini zayıflatırken, göç eden bireylerin eğitim maliyetlerinin topluma kalması gibi bir “tersine sübvansiyon” etkisi yaratır.
Zorunlu Göç: Ekonomik çöküşün yaşandığı durumlarda, hayatta kalma mücadelesi veren bireylerin kitlesel hareketliliği söz konusudur. Bu tür göçler, varış noktalarında toplumsal gerilimleri tetikler.
3.2.3 Suç Oranları ve Toplumsal Sapma
Ekonomik istikrarsızlık ile suç oranları arasındaki ilişki, kriminoloji literatüründe farklı teorik çerçevelerle açıklanmaktadır:
Fırsat Teorisi (Opportunity Theory): Ekonomik daralma dönemlerinde, geçim sıkıntısı çeken bireylerin yasa dışı faaliyetlere yönelme olasılığı artar. Bu bağlamda, mülkiyet suçları (hırsızlık, dolandırıcılık, yağma) enflasyon oranı ile pozitif korelasyon gösterir.
Gerilim Teorisi (Strain Theory): Toplumsal olarak kabul gören başarı hedeflerine (zenginlik, statü) ulaşmak için meşru yolların tıkanması (işsizlik, düşük gelir), bireyleri meşru olmayan yollara yönlendirir.
Sosyal Kontrol Teorisi: Ekonomik kriz dönemlerinde, aile, okul ve işyeri gibi geleneksel sosyal kontrol mekanizmaları zayıflar; bu durum sapkın davranışların görülme sıklığını artırır.
3.3 Üçüncül Aktarım: Kurumsal Alana Yayılım
3.3.1 Eğitim Sistemindeki Bozulma
Ekonomik istikrarsızlık, eğitim sistemi üzerinde çok boyutlu ve derinlemesine etkiler yaratır:
Kaynak Yetersizliği: Bütçe kısıtlarının sıkılaştığı dönemlerde, eğitim harcamaları öncelikli olmayan kalemler arasında yer alır ve reel olarak düşer. Bu durum, okulların fiziki altyapısının bozulmasına, ders araç-gereçlerinin temininde aksamalara ve öğretmen maaşlarının erimesine yol açar.
Eğitimde Fırsat Eşitsizliğinin Artışı: Kamu eğitiminin kalitesinin düştüğü ortamlarda, özel eğitim hizmetlerine erişim imkânı olan aileler ile olmayan aileler arasındaki uçurum derinleşir. Bu durum, sosyal sermaye eşitsizliğini nesiller arası aktararak toplumsal hareketliliği engeller.
Nitelikli İnsan Kaynağının Kaybı: Öğretmenlerin düşük ücretler nedeniyle meslekten uzaklaşması veya yan dal arayışına girmesi, eğitim kalitesini doğrudan düşürür. Aynı şekilde, yükseköğretim mezunlarının kendi alanlarında istihdam bulamaması, beşeri sermaye yatırımının getirisini düşürür.
Eğitimin Metalaşması: Ekonomik krizler, eğitim hizmetlerinin piyasa mekanizmalarına daha fazla terk edilmesine neden olur; bu durum, eğitimin bir kamu malı olma niteliğini zayıflatır.
3.3.2 Sağlık Sistemindeki Kırılganlıklar
Sağlık hizmetleri, ekonomik istikrarsızlıktan en fazla etkilenen kamusal hizmet alanlarının başında gelir:
Sağlık Harcamalarının Reel Değer Kaybı: Enflasyon karşısında sağlık bütçelerinin reel değer kaybı, tıbbi malzeme ve ilaç tedarikinde aksamalara, sağlık personelinin motivasyon kaybına ve sağlık tesislerinin bakımında yetersizliklere yol açar.
Hastaların Ödeme Gücü Sorunu: Yüksek enflasyon, hasta bireylerin tedavi masraflarını karşılama kapasitesini düşürür. Özellikle kronik hastalığı olan bireyler için ilaç ve tedavi erişiminde ciddi sorunlar ortaya çıkar.
Özel Sağlık Sektörüne Yöneliş ve Eşitsizlik: Kamu sağlık hizmetlerinin kalitesindeki düşüş, orta ve üst gelir gruplarını özel sağlık hizmetlerine yönlendirir. Bu durum, sağlık hizmetlerine erişimde gelire dayalı bir eşitsizlik yaratır.
Beyin Göçünün Sağlığa Etkisi: Sağlık personelinin (doktor, hemşire) yurt dışına göçü, sağlık sisteminde personel açığına ve kalan personel üzerinde aşırı iş yüküne neden olur.
3.3.3 Yargı ve Hukuk Sistemine Etkileri
Ekonomik istikrarsızlık ile hukuk sistemi arasındaki ilişki çift yönlü ve döngüseldir:
Yargı Personelinin Motivasyonu: Yargı mensuplarının maaşlarının enflasyon karşısında erimesi, mesleki motivasyonu düşürür; bu durum, yargılamaların hızını ve kalitesini olumsuz etkiler.
Adalete Erişimde Maliyet Engeli: Dava açma masrafları, avukatlık ücretleri ve yargılama giderlerinin enflasyonla birlikte artması, düşük gelirli bireylerin adalete erişimini zorlaştırır.
Yolsuzluk ve Rüşvet Riski: Kamu görevlilerinin reel ücretlerinin düştüğü ortamlarda, yolsuzluk ve rüşvet gibi gayriresmî gelir arayışları artma eğilimi gösterir. Bu durum, hukuk devleti ilkesini zayıflatır ve kurumsal güveni erozyona uğratır.
Ekonomik Uyuşmazlıklarda Artış: İflaslar, icra takipleri, iş uyuşmazlıkları ve ticari davaların sayısı, ekonomik kriz dönemlerinde katlanarak artar; bu durum mahkemelerin iş yükünü aşırı derecede artırır.
3.4 Dördüncül Aktarım: Siyasal ve Jeopolitik Alana Yayılım
3.4.1 Yönetişim Kalitesi ve Siyasal İstikrar
Ekonomik sorunların siyasal alana yansıması, çeşitli mekanizmalar aracılığıyla gerçekleşir:
Hükümetlerin Meşruiyet Erozyonu: Uzun süreli ekonomik kötüleşme, iktidardaki siyasi aktörlerin performans meşruiyetini zayıflatır. Bu durum, siyasal sisteme olan genel güvenin azalmasına yol açar.
Popülizm Baskısı: Ekonomik kriz dönemlerinde, siyasi aktörler üzerinde kısa vadeli ve popülist politika tercihlerine yönelme baskısı artar. Bu tür politikalar (örneğin, kontrolsüz kamu harcamaları, fiyat kontrolleri, sübvansiyonlar) sorunları geçici olarak bastırsa da, orta ve uzun vadede yapısal sorunları derinleştirir.
Siyasal Kutuplaşma: Ekonomik krizin yarattığı mağduriyetler, farklı toplumsal kesimler arasında karşılıklı suçlama ve kutuplaşmayı artırır. Bu durum, toplumsal uzlaşı kültürünü zayıflatır.
Seçim Ekonomisi Uygulamaları: Seçim dönemlerine denk gelen ekonomik krizler, hükümetleri seçim öncesi yapay canlanma politikalarına yöneltebilir; bu uygulamalar kriz sonrasında daha derin bir çöküşe yol açar.
3.4.2 Dış Politika Kapasitesinin Sınırlanması
Zayıf bir ekonomi, bir ülkenin dış politikadaki manevra kabiliyetini doğrudan sınırlar:
Savunma ve Güvenlik Harcamaları: Ekonomik durgunluk, savunma bütçesini kısıtlar; bu durum, artan jeopolitik riskler karşısında caydırıcılık kapasitesini zayıflatır.
Uluslararası Müzakere Gücü: Ekonomik kırılganlık, uluslararası müzakerelerde (kredi anlaşmaları, ticaret müzakereleri, yatırım anlaşmaları) pazarlık gücünü azaltır. Dış finansmana bağımlı olan ülkeler, kreditör ülkelerin veya uluslararası kuruluşların (IMF, Dünya Bankası) politika dayatmalarına daha açık hale gelir.
Bölgesel Etki Kaybı: Ekonomik sorunlarla boğuşan bir ülke, bölgesel krizlere müdahil olma, komşu ülkelerde istikrarı destekleme veya bölgesel örgütlerde liderlik rolü üstlenme kapasitesini kaybeder.
Dış Yardım ve Yatırım Çekme Kapasitesi: Ekonomik belirsizlik, doğrudan yabancı yatırımları (DYY) ve uluslararası yardım akışını olumsuz etkiler; bu durum, dış kaynak ihtiyacını daha da artırarak bir kısır döngü yaratır.
4. Çarpan Etkisinin Kırılma Mekanizmaları ve Politika Çıkarımları
4.1 Kurumsal Dayanıklılığın Rolü
Ekonomik şokların çarpan etkisini sınırlamada kurumsal kalite belirleyici bir faktördür. Sağlam kurumlara sahip ekonomiler, aynı büyüklükteki bir şoktan daha az etkilenir ve daha hızlı toparlanma eğilimi gösterir. Kurumsal dayanıklılığın bileşenleri şunlardır:
Merkez Bankası Bağımsızlığı: Siyasi baskılardan bağımsız olarak fiyat istikrarını hedefleyen bir merkez bankası, enflasyonist beklentileri çıpalama kapasitesine sahiptir.
Mali Disiplin Kuralları: Bütçe açıklarını sınırlayan, borçlanmayı düzenleyen ve harcama disiplini getiren mali kurallar, kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini güvence altına alır.
Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların Etkinliği: Bankacılık düzenleme ve denetleme kurumları, finansal piyasalardaki aşırı risk alımını sınırlayarak sistemik kriz riskini azaltır.
Yargı Bağımsızlığı ve Etkinliği: Sözleşmelerin uygulanabilirliğini güvence altına alan, mülkiyet haklarını koruyan ve uyuşmazlıkları etkin şekilde çözen bir yargı sistemi, ekonomik aktörlerin belirsizlik algısını azaltır.
4.2 Otomatik İstikrarlandırıcılar ve Aktif Politika Müdahaleleri
Ekonomik şokların çarpan etkisini hafifletmek için çeşitli politika araçları kullanılabilir:
a) Otomatik İstikrarlandırıcılar:
İşsizlik Sigortası: Ekonomik daralma dönemlerinde devreye giren işsizlik sigortası, işsiz kalan bireylerin gelir kaybını telafi ederek tüketim harcamalarındaki düşüşü sınırlar.
Artan Oranlı Vergi Sistemi: Gelir azaldığında ortalama vergi oranının düşmesi, harcanabilir gelirdeki düşüşü yumuşatır.
Asgari Gelir Desteği: Dar gelirli hanelere yapılan transfer harcamaları, bu grupların krizden asgari düzeyde etkilenmesini sağlar.
b) Aktif Politika Müdahaleleri:
Para Politikası: Enflasyon hedeflemesi rejimi, faiz koridoru ve likidite yönetimi araçlarıyla fiyat istikrarının korunması.
Maliye Politikası: İhtiyari mali politikalar (kamu harcamaları, vergi indirimleri, yatırım teşvikleri) ile toplam talebin desteklenmesi.
Makroihtiyati Politikalar: Kredi büyümesinin sınırlandırılması, sermaye akımlarının yönetilmesi ve finansal istikrarın korunmasına yönelik düzenlemeler.
4.3 Yapısal Reformlar ve Uzun Vadeli Dönüşüm
Çarpan etkisini kalıcı olarak kırmak, kriz yönetiminin ötesinde yapısal dönüşüm gerektirir:
Tasarruf Oranlarının Artırılması: Bireysel emeklilik sisteminin yaygınlaştırılması, kamu tasarruflarının artırılması ve yatırım-tasarruf açığının kapatılması.
Enerji Bağımlılığının Azaltılması: Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım, enerji verimliliğinin artırılması ve nükleer enerji gibi alternatif kaynakların devreye alınması.
İhracatın Çeşitlendirilmesi ve Katma Değerli Üretim: Yüksek teknolojili ürün ihracatının artırılması, AR-GE ve inovasyon ekosisteminin güçlendirilmesi.
Beşeri Sermaye Yatırımları: Eğitim ve sağlık sisteminin iyileştirilmesi, işgücü piyasalarının esnekliğinin artırılması, mesleki eğitimin güçlendirilmesi.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Bu çalışmada, ekonomik sorunların çarpan etkisi kavramı teorik bir çerçevede ele alınmış ve Türkiye özelinde bu etkinin aktarım mekanizmaları analiz edilmiştir. Yapılan analiz, ekonomik istikrarsızlığın -özellikle yüksek ve oynak enflasyonun- yalnızca makroekonomik bir sorun olmadığını, toplumsal, kurumsal ve siyasal alanların tamamını katlayarak etkileyen sistemik bir kriz dinamiği yarattığını ortaya koymaktadır.
Volkan, Saatcioğlu ve Korap’ın (2006) ampirik çalışması, Türkiye’de para çarpanının istikrarsız olduğunu ve geleneksel parasalcı reçetelerin uygulanamayacağını göstermiştir. Bu bulgu, ekonomik sorunların çarpan etkisini kırmak için para politikasının ötesinde, yapısal ve kurumsal dönüşümü hedefleyen bütüncül bir politika çerçevesine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
Ekonomik istikrarsızlığın çarpan etkisini sınırlamak, kriz anında alınacak önlemlerden daha fazlasını gerektirir; otomatik istikrarlandırıcıların devreye sokulması, aktif politika müdahalelerinin etkinliği ve uzun vadeli yapısal reformların kararlılıkla uygulanması, bu etkinin olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek temel araçlardır. Aksi takdirde, ekonomide başlayan bir istikrarsızlık süreci, toplumsal dokuyu, kurumsal yapıyı ve siyasal sistemi geri dönüşü zor bir biçimde dönüştürme potansiyeline sahiptir.
Kaynakça
Saatcioglu, C., Korap, H. L., & Volkan, A. G. (2006). Stability of Money Multipliers: Evidence from Turkey. Journal of Business and Economics Research, 4(10).